Kraliçe, Whatsapp, Kuşkonmaz Camii, İstanbul’un Kuleleri

Kraliçe Aşı Olmuş
Bir ülke hayalim var. Bir ülkenin menfaatlerinden en önce milleti faydalansın. O menfaate artık kimsenin ihtiyacı kalmasın ki en son yöneticiler faydalansın. Gerçekten bu söylediklerim ulaşılabilir hayal midir, ütopya mıdır bilemedim. Malumunuz aşılar yeni yeni piyasaya sürülüyor. İngiltere’ye de aşılar ulaşmaya başlamış. Onaylar alınmış kullanıma başlanmış. İlk aşıyı olanlar da Kraliçe ve eşi olmuş. Halkı teşvik için midir diye haberlere baktım, bu minvalde bir açıklama yok. Bazı durumlarda Avrupa ülkelerinin demokrasisine, insan haklarına olan saygısına imreniriz. Ama mutlakiyette hanedanın kaymak yeme sorunu, devleti ve ‘ülkede yaşayan bilmem kaç başı’ sahiplenmesi problemi nerede olursa olsun devam ediyor anlaşılan…

Whatsapp’ın Gizlilik Güncellemesi
Whatsapp ülkemize ve diğer bazı ülkelere gizlilik güncellemesi getirmiş. Bu güncellemenin temsilci atama zorunluluğundan sonra olması manidar. Normal şartlarda Whatsapp gizliliğe önem verir, konuşmaları kimseyle paylaşmazdı. Fakat ülkemize temsilci atadığı için gerekirse devletin istediği kayıtları verme şartıyla mevcut düzende iş yapabildiğinden, devletle olası görüşme kaydı paylaşımı olduğunda tarafların açacağı uluslararası mahkemeler nezdindeki davalardan yırtma hamlesi olarak değerlendirebildim. Kısaca bu meselenin özü birisi “Benim görüşme kaydımı neden verdin” dediğinde “Devlet öyle istedi, ayrıca sen de zaten paylaşılacağını kabullendin ve biliyordun” diyebilmek içindir.

Havelsan İleti
Havelsan bir nesajlaşma uygulama yapmış, adını Havelsan İleti koymuş. Yapmayın beyler, ağır sanayi fabrikası ismi gibi bir uygulama mı olur? Bu ismi değil global çapta, ülkemiz çapında bile kabullendiremezsiniz. Acilen düzgün PR çalışması ve markalaşma sürecine girilmesi lazım. Havelsan bizimdir, TSKGV’nin yani ülkemizin kuruluşudur. Gizlilik konusunda Telegram gibi rüştünü ispat edebilmesi lazım. Yoksa o uygulamada konuştuklarımı, Valilik koridorunda bağıra bağıra özel meselemi konuşuyormuşum gibi hissederim.

Kuşkonmaz Camii
Kuşkonmaz Camii bir yalı cami imiş. İBB eski veya yeni yönetim farketmeksizin Yalı Camii olma özelliğini göz ardı ederek camiinin deniz tarafını doldurarak yol yapım projesinde ısrar ediyormuş. Erhan Afyoncu’nun bugün Hurriyet’te gündeme getirdiği bu konunun İstanbul için ne kadar önemli olduğunu İstanbul’da yaşamayanlar bile bilirken İBB böyle bir meselede neden ısrar ediyor?

İstanbul’da Yüksek Binalar
Yüksek binalar güç, teknoloji ve gelişmişlik göstergesi olarak görülmektedir. Bizim medeniyetimiz ise geçmişten beri yatay mimariyi kabullenegelmiştir. Şimdi benim anlayışıma göre ne körü körüne yatay mimariyi savunmak ne de yüksek binaları savunmak durumunda olmalıyız. İkisinin de ayrı bir yeri var. Şehirlerimizin tarihi siluetini bozmayan bir şekilde yatay mimariye önem verilebilir, tarihi alanlar haricinde yeni imara açılan bölgelere dikey mimari uygulanabilir. Fakat dikkat edilmesi gereken dikey ile yatay mimarinin iç içe olmaması gerektiği ve yatay mimarinin de gecekondu düzeni gibi algılanmamasıdır. Her neyse… Konuya nereden geldik, meselenin özünü anlatayım. Avrupa’nın en yüksek binası İstanbul’da yapılacakmış. İhalesi Merkez Bankası, Toki ve Limak arasında sır gibi gizlenerek yapılmış. Yahu biz daha şeffaf olamamışız. Milletin parasıyla alakalı milletten bilgi gizler olmuşuz. Bu yüzden az önceki yatay-dikey mimari meselelerini yazmaya utandım. İhtiyaçlar hiyerarşisinde hak yemek veya yememek, mimari konusundan daha alt düzeydedir. Biz daha bunu aşamamışız. Yazık bize…

Yorum bırakın